Kişisel Bilgi Yönetimi

Bilgi neye yarar?

Bir süredir Kişisel Bilgi Yönetimi (kısaca KBY) adını verdiğim kavram üzerine düşünüyor, araştırıyor, kendimce uyguluyor ve ve hakkında yazıyorum. İngilizce adıyla Personal Knowledge Management (PKM) olarak anılan bu kavram üzerine çalıştıkça, bireyin üretken olabilmek için sahip olabileceği önemli araçlardan biri olduğunu fark ediyorum; bilginin kendisinden daha önemli bir araç.

Bilgiyi yönetmenin neden bu kadar kritik olduğunu açıklamak kolay değil; uzun süreçler sonunda oluşmuş, çok sayıda yanıtı olan kişisel bir görüş bu. Ama en önemli sebebi kolayca ifade edebilirim: Sahip olduğumuz bilgi o kadar arttı ki hangisinin ve ne kadarının bize faydalı olabileceği konusunda net bir fikrimiz yok; sürekli okuyup araştıran kişiler olarak tam bir “bilgi enflasyonu” yaşıyoruz. Adeta bilgimizin içinde boğuluyoruz. Karmaşık sistemlerin içinde zamanla kimini kaybediyor, kiminin (özellikle sık kullanmadıklarımızın) varlığını dahi unutuyoruz. Bu durum benim örneğimde olduğu gibi zamanla insanı sahip olduğu bilgiden soğutacak kadar önemli bir problem olabiliyor. Eğer benzer duygular içindeyseniz, okumaya devam edin; sizler için önerilerim var.

Bilgi – Üretkenlik ilişkisi

Bilgiyi eğlencelik bir varlık olarak görmek mümkün ama ben öyle göremiyorum; aklım onunla güzel ya da faydalı birşeyler yapmak için yanıp tutuşuyor. Onu üretken olmak için kullanmanın, bilgiyi kullanarak bir değer (ürün, hizmet, fikir, yöntem, yazı, video, ya da fayda yaratacak herhangi bir içerik) üretmenin mümkün olduğunu düşünüyorum. Peki ama bireysel anlamda üretken olabilmek ne demek ve neden önemli?

Sorunun yanıtı kişiden kişiye değişmekle beraber öncelikle bir yetkinlik olduğu için önemli. Özellikle “mesleklerin geleceği ne olacak, benim bir işim olacak mı?” sorusunun bolca tartışıldığı bu günlerde, ne tür bir işiniz olursa olsun üretken olabilmek bireysel anlamda başarı ve özgürlüğün anahtarı. Hayatınızla ilgili önemli seçimleri başkasına bırakmadan kendimiz yapmanın, o kadar maceracı olmak istemeyenlerimiz için ise varolan işimizi daha iyi yapmanın yolu.

Ürettiği fikir ve yöntemlerle hayatını kazanan biri olarak deneyimlediğim bir fayda daha var: Zihin rahatlığı. Sahip olduğum bilgiyi nasıl ve ne amaçla kullanabileceğime dair netliğin verdiği bir iç huzuru. Bilgiyi kullanarak değerli birşeyler üretebilmenin özgüveni. Soyut bir fayda gibi görünse de benim için değerli bir kazanım.

Bilginin akademik bir kavram olmaktan çıkıp hayat yolcuğumuzun pratik bir parçası haline geliyor olmasını önemli bir değişim olarak görüyorum. Bunun farkına varıp üzerine eğilmenin değerinden bahsetmek için yazıyorum bu satırları. Son yıllarda krizler ve belirsizliklerle test edilen hayatlarımızın maddi/manevi gidişatını bu ölçüde etkileme kabiliyetine bir gün hepimizin ihtiyacı olabilir: Bilginizi küçümsemeyin; hayatınızı değiştirebilir, iş hayatınızı kurtarabilir ya da en mütevazi bakış açısıyla aradığınız iç huzurunu sağlayabilir.

Bilgi = Sermaye

Peki nereden başlayacağız? Öncelikle bilgiye olan bakış açımızı radikal olarak değiştirmekle başlamak doğru olur: Bilgi aslında bir sermaye. Çünkü onu kullanarak elde ettiğiniz ürün ya da hizmeti satarak hayatınızı kazanabilirsiniz. Bilgi için sahip olduğumuz tek niyet bu değil elbette ama bunun farkında olmak önemli; aksi takdirde içgüdüsel olarak “olsa iyi olur ama olmasa da kritik değil” sonucuna varmak kolay. Zira eskiden pek böyle değildi durum: Hayatlarımız, dünya, ekonomi, politika, toplumlar, ve hatta inanç sistemleri gibi kavramlar bu kadar birbiriyle bağlantılı değildi. Dünyanın uzak bir köşesindeki birinin yarattığı bir yazılım bizim hayatlarımızı bu kadar etkilemiyordu. Bir yerden çıkan hastalık bu hızla tüm dünyaya yayılmıyor, sokağa çıkmamızı yasaklamıyordu. Ekonomik olayları siyasi değişimlerden tamamen ayrı görmesek de bu kadar iç içe olmadıklarını iddia edebilirdik. Yakın çevremizde “benim işim garanti” diyen, sabit maaşını hayatı boyunca kazanacağından emin olan çok insan vardı. Kurumsal sistemler o kadar katıydı ki çalışanların işinde dikkate değer fark yaratmaları daha zordu. Kurumsal bir pozisyonu en iyi kariyer yolu olarak görenler çoğunluktaydı.

Yani sadece bilgiyi kullanarak değer üretmek pek öyle kolay değildi. Ona sahip insanları ‘bilgili’ ya da ‘bilge’ olarak gördük. Üretken, iş yapan, çözen, girişimci, yaratıcı olarak görmedik. Bilge insanı sohbeti hoş olan bir kişi, bilginin kendisini de sohbetin konusu olarak gördük. Bilgiye hayat kazanılabilecek bir araç gibi bakmadık.

Yeni yüzyılda durum değişti: Herhangi bir konuda uzmanlaşmış, bilgi biriktirmiş, bunu bir şekilde kitlelere ya da o bilgiden fayda görecek taraflara ulaştırmayı başarmış kişiler fark yaratmaya başladılar. Araştırmacılar, yazarlar, içerik üreticileri, Youtuber’lar, sosyal medya fenomenleri, sanatçılar, müzisyenler, podcast yapanlar, gelişmekte olan bir alan (teknoloji, yazılım, alternatif enerji, robotik, elektrikli otomobiller, yeni uygulamalar vs) yakalayıp burada sürekliliği olan fikir yaratmayı başaranlar öne çıktılar. Kendilerine yeni iş alanları ürettiler. Daha da önemlisi belki de hayat boyu sürecek bir “öğrenme / anlatma / uygulama” döngüsü içine girdiler. Birçok insan hayatını bu yolla kazanmanın yollarını keşfetmeye başladı.

Uzun lafın kısası: Bireysel anlamda bir devrim oldu ve oluyor. Bilginin okul + eğitimle gelen sıkıcı bir olgu olduğu çağdan, herkesin elinde güçlü bir araç haline gelmeye başladığı bir devrim bu.

Nasıl yapacağım?

Bilgi bir tür sermaye ama önemli bir şartla: Anlamlı bir şekilde kaydedilip saklanabiliyor, yeri geldiğinde kullanılabiliyorsak. Diğer türlüsü, yani saklamadiğınız ya da saklamış olsanız da ihtiyaç olduğunda bulamadığınız bilginin ekonomik bir değeri yok.

İşte bu anlamda bilgiyi yönetmenin önemi var: Onu nasıl saklayacağız? İhtiyacımız olduğunda nasıl bulacağız? Bulduğumuzda onunla ne yapacağız? Bunlar için sistemsel çözümlere, yöntem ve yaklaşımlara ihtiyacımız var zira yönetmek gereken bilgi küçümsenmeyecek kadar fazla.

Bilgiyi saklamak ve işlemek konusunda farklı yaklaşımlar var. Farklar kişisel tercihlerle şekilleniyor: Kimileri geleneksel yöntemleri tercih ediyor, kimileri modern araçlar kullanıyor. Kimimiz ise her ikisinin birleştirerek hayata geçiriyor. Bu konuda epey zamandır uğraşan biri olarak (bkz. eski yazılar) benim önereceğim yöntem: Bağlantılı Notlar]] yaklaşımı. 1970’li yıllarda [[Niklas Luhmann]]’ın geliştirip hayata geçirdiği [[zettelkasten]] yönteminin modern ve dijital hali olarak basitçe tarif edebileceğimiz bu yaklaşım geleneksel olarak kullandığımız bilgiyi (dökümanları) ‘klasör’ler içinde saklamaktan uzaklaşıp onları yatay bir hiyerarşi ile saklamak. Nedenini daha önceki yazılarımda detaylı anlattığım için burada iki cümle ile özetleyeceğim:

  1. Konu başlıkları altında ve klasörler içinde sakladığımız bilgi, klasör sayısı ve içeriği zenginleştikçe derinlere doğru inip zamanla kaybolmaya başlayacak.
  2. Bir klasörün altın koyduğunuz içerik aynı zamanda bir başka klasörün kapsamına da giriyor olacak. Bu nedenle ya anlamsızca tek bir bağlama mahkum etmiş olacaksınız ya da bir konu başlığı altına koyup aslında diğer bir başlıkla da ilgili bir boyutu olduğunu unutmamaya çalışacaksınız.

Daha kolay algılanması için klasör yapısının sembolik bir görselini paylaşmak istiyorum:

Bilgiyi saklamakla ilgili bu geleneksek yaklaşım ilk aklımıza ve kolayımıza gelen yöntem olmasına rağmen uzun vadede bize sorun çıkaracak ve birçok açıdan yapmaya çalıştığımızın verimini düşürecek. Bu konuda vermek istediğim mesajı bir video ile pekiştirmek istiyorum:

Halbuki birbiriyle ilişkilendirdiğiniz bilgilere kurduğunuz, hepsi aynı düzlemdeki dağıtık sistem sayesinde bilgileriniz hiç bir hiyerarşisi (klasör/alt klasörleri) olmayan yatay bir yapıda özgürce yaşayacak. Siz de orada dolaşırken bu bilgilere rastlayacak, onları hatırlayacak, zamanla diğer bilgilerle de ilişkilendirme imkanı bulacak ve bu sayede daha çok kullanacaksınız. Bilgi bir yerde kısılıp kalmadığı için birçok noktada işinize yarayacak.

Örnek: Youtube için içerik hazırlama

Diyelim ki “[[Bilim Kurgu]]” ile ilgili bir youtube videosu hazırlıyorsunuz. Tarihinden, önemli yazarlarından, iz bırakan filmleri ve dizilerden ve bunlarda işlenen kavramlardan bahsetmek istiyorsunuz. Bu amaçlarla yazdığınız içerik birbiriyle ilişkilendirilmiş ise bir bilgiden diğerine atlamak, onun içinde iken alakalı diğer bilgileri de görüntülemek ve/veya referans vermek yoluyla onları da hikayenizin içine katmanız mümkün.

Yukarıda izlediğiniz videoda ‘Bilim Kurgu’ konusunun hiyerarşik bir yapıyla incelenmesinin yarattığı zorluklardan bahsetmiştim. Şimdi de aynı konuda [[Bağlantılı Notlar]] yaklaşımıyla üretilmiş bir içeriğe bakalım:

Yöntem

Tamam da, peki nasıl yapacağım sorusuna benim yanıtım iki aşamalı bir yaklaşım:

  1. Bilgiyi analiz etmek
  2. Amaca uygun araç (ya da araçları) seçip verimli şekilde kullanmak

Analiz ne demek? Hangi bilgiyi saklamak ve işlemek istediğimize karar vermek demek.

Amacımız sahip olduğumuz tüm bilgiyi, sakladığımız her makaleyi, aldığımız notların tamamını saklamak mı? Yoksa seçici davranıp üretkenliğimize yararı olacak içeriği ayırt edip onları kolay erişilir ve kullanılabilir hale getirmek mi? Bu iki amaç farklı yaklaşımlar gerektiriyor.

İkinci aşama ise belirlediğimiz amaca hizmet etmesi için hangi araçları kullanalım sorusuna yanıt bulmak. Seçenek olarak çok sayıda dijital çözüm, yazılım ve aplikasyon var. İlk aşamada yaptığımız değerlendirmeye bağlı olarak vereceğimiz bir karar. Bu yazının amaçlarından biri de araç seçimi konusunda bilgi ve yönlendirme sağlamak.

Bu konuda yazdığım önceki yazılarda kendi deneyimimden bahsetmiştim: Yıllar boyu bilgiyi saklamak için bilgisayarlarda yerleşik bulunan klasör sistemlerini ve sonrasında da not almak için ‘Evernote’ ve benzeri not alma yazılımları kullanan biriyim. Açıkça ifade etmek gerekirse bilgisayarın klasörler sisteminde sakladığım bilgiyi zamanla zamanla hangi mantıkla, nerede, ne olduğunu dahi unutarak sakladığım için verimli kullanamaz hale geldim. Evernote vb yazılımlar ile aldığım notları konsolide etmek ve gerektiğinde dışarı taşımak istediğimde ise uyum sorunları yaşadım.

Bu anlamda uzun denemelerden sonra benim vardığım noktayı şu dört prensipte özetleyebilirim:

  1. Sahip olduğum bilgileri basit metin dosyaları olan notlarda, asılları lokal olarak (kendi bilgisayarımda) depoluyorum.
  2. Temel birkaç (iş, kişisel vb başlık) dışında klasör kullanmıyorum. Notlarımın hepsi yatay düzlemde hiyerarşisi olmayan bir yapıda ve tek bir seviyede yaşıyor.
  3. Notları birbiriyle ilişkilendirmeye ve etiketlemeye yarayan bir yazılım kullanıyorum. Organizasyon için bunun dışında bir çözüm kullanmıyorum.
  4. Notlarımın (elden geldiğince) kendi görüşlerimden oluşmasına, ya da en azından sahip olduğum bilginin kendi kattığım yorumu da içermesine gayret ediyorum.

Bilgi devrimi

Kişisel bilgi yönetimi hakkında yazdığım bu (dördüncü) yazının sonuna gelirken yukarıdaki son madde üzerinde durmak istiyorum: Eskiden bilgiye ulaşmak zordu; artık değil. Dolayısıyla artık onları biriktirmeye gerek yok; istediğimiz zaman ulaşmak için tek ihtiyacımız olan şey bir internet bağlantısı.

Artık zor olan bu bilgi nasıl kullanacağınıza, onunla ne yapacağınıza karar vermek. Onu faydalı hale getirmek. Bu anlamda bireysel olarak atmamız gereken adımın içinde yüzdüğümüz bilgi okyanusunun içinden kullanmak istediğimizi seçmek ve onu kendi kelimelerimizle ifade etmek, görüş katarak yorumlamak ve bu yolla onu içselleştirmek olduğuna inanıyorum.

Bana göre bilgi bolluğunun hakim olduğu modern çağda bilginin bizim olmasını sağlamanın tek yolu onu bize özgü hale getirmek: Amaca uygun bir içerik ve bağlamda açıklamak, yorumlamak. Bilgiyi kişiselleştirerek onu bize özgü hale getirmek.

Bu bir adımda, tek bir yolla ya da sadece şu ya da bu araç ve yöntemi kullanılarak elde edilebilecek bir sonuç değil; sürekliliği olan ve kişisel bir çaba. Diğer taraftan sistemli çaışanlarımız için çok da zor bir çaba değil; tek bir şartı var: Kararlı ve tutarlı olmak, yeniliklere açık kalmak gerekiyor. Bilgisinden yararlanarak fayda yaratmaya çalışan insan, verdiği bir kararın amaçlarına ters düştüğünü fark edince geri adım atmakta tereddüt etmemeli, yeni ve yaratıcı çözümlere açık olmalı. Tek ve tam bir doğrusu olmayan, kişisel koşullara göre şekillenen, zamanla farklı yönlere de evrilebilen bir süreçten bahsediyoruz.

Ben yaşadığımız süreci bir Bilgi Devrimi olarak değerlendiriyorum. Bunun iki önemli nedeni var: İlki bireylerin sahip olduğu bilgiyi bir şekilde yöneterek onlara değer katmaları, satılabilecek bir ürün ya da hizmet haline dönüştürmeleri ve hayatlarını kazanmaları artık daha kolay. İkinci neden ise bu yaklaşımla her geçen gün karmaşıklaşan, pahalılaşan, erişimi zorlaşan ve geleneksel anlamda (okula giderek hayata geçen bir süreç olarak) tarif etmeyi sevdiğimiz ‘eğitim’ kavramının şeklinin değişiyor olması. İstediği her şeyi kolaylıkla öğrnebilen bir neslin hakim olduğu, bilginin bireysel ve toplumsal olarak faydayla kolaylıkla buluştuğu, buluş ve icatların hızlandığı, bilgi ile yaratılan araç, yöntem ve yaklaşımların insanlığa hizmet ettiği bir döneme girmenin elimizde olduğunu düşünüyorum. Kişisel bilgimizi oluşturmak ve yönetmekle başlayacağımız yolculuğun eğitim kavramı konusunda modern insanlık tarihinin en büyük fırsatlarından biri olduğunu umuyorum.

Bilgiyi bu anlamda yönetmeye, yorumlamaya ve ona değer katmaya muktedir olduğumuzun farkına varmak, onu hayatlarımızı kazanabileceğimiz bir kaynak olarak görmeye başlamak ve bunu yapmak için kendi akıl, zaman ve çabamızdan başka pek bir şeye ihtiyacımız olmadığının farkına varmak bireysel anlamda yaşabileceğimiz en büyük devrim. Büyük açılımları olan bir farkındalık. Bunun değerini fark edebilenler için büyük bir aydınlanma.

Bu konunun ucu bucağı yok; üzerine düşünmeye, uygulamaya ve yazmaya devam edeceğim. Bu uzun yazıyı buraya kadar okuduğunuza göre konuyla ilgilendiğinizi varsayıyorum. Eğer henüz ne yapacağınıza karar vermediyseniz tek bir önerim var: Öncelikle sahip olduğunuz bilgiyi analiz etmeye, onun neyi, ne kadar kapsadığını anlamaya çalışın. Bu çaba zaten sizi doğal olarak şu soruya götürecek: Sahip olduğum bu bilgi ile ne yapabilirim?

Bu değerli keşfi yapabilmek için sadece iki şeye ihtiyacınız var: Biraz hayalgücü ve kararlılık.

Sevgi ve saygılarımla.

Yalçın Arsan
Mayıs 2021

Bir Cevap Yazın