Başlarken


Çalışma hayatına atıldığım ilk günden beri işimi daha iyi yapmanın yollarını aradım. Büyük bir bölümü kurumsal yapılarda geçen uzun ve öğretici yıllar boyunca bu konuda çok sayıda gözlem yapma fırsatım oldu. Önceleri onlara kızsam da bugün kurumsal şirketlere, kurdukları sürdürülebilir düzen ve yaptıkları üretim için derin bir saygı duyuyorum. Onlar olmasa, modern ticaret hayatı da olmazdı.
Bu yapıların hepsi ayrı ayrı incelenmeye değer, yaşayan birer organizma adeta. Kendine özgü bir doğaları, karar verme (ya da verememe) alışkanlıkları, takdir mekanizmaları ve bireysel açıdan bakıldığında kimi zaman anlamakta zorlandığımız gündemleri var. Ancak şu bir gerçek ki kurumsal hayat, üyeleri için geleceğin güvencesi, büyük riskler almadan hayat kazanmanın en makul yolu.
Geçen 20 yıla yakın sürede bir çok değişik kurumsal boyut tecrübe etme fırsatım oldu. Birkaç örnek: Uluslararası bir markada uzun yıllar yurt içi ve yurt dışında görevler aldım. Büyük hayalleri (ve büyük kaynakları) olan bir yatırımcı için yepyeni bir sektörde kurmak istedikleri oluşumun temellerini attım. İflas riski altında olan, ama köklü geçmişiyle hayata tutunan bir Türk markasını kurtarmak için mücadele eden küçük ama gayretli bir ekibi yönetme şansı yakaladım.
Bu süreçte öğrendiğim en önemli şey, her kurum ve içinde bulunduğu gündemin birbirinden çok farklı olduğu gerçeği. Çözülecek her sorun, verilecek her karar o ana, o kuruma özgün yönetim tarzları gerektiriyor. Hiç bir problemin tek bir formülü yok. Sakın size kendi yaşadıkları durumları örnek vererek çözüm önerenlere inanmayın; artık iş hayatı kalıplaşmış yaklaşımlarla yönetilemeyecek kadar karmaşık.
Bu ortamda çağdaş yöneticinin yapabileceği en iyi şey bireysel, kurumsal ve çevresel farkındalığını artırmak, duruma uygun (ve kendine özgü) çözümler üretmek. Öğretilmiş yöntemlerle sorun çözmeye değil, karşılaştığımız durumları daha iyi muhakeme etmeye ihtiyacımız var.
Yöneticinin seyir defteri bu alanda zihin cimnastiği yapmak ve görüş paylaşmak için hayata geçirdiğim bir blog. Bir süredir şekillendirdiğim “yönetim danışmanlığı” hizmetini bu mantıkla yapılandırmaya ve günümüz iş hayatına uygun hale getirmeye çalışıyorum. Bana göre danışmanlık her kurumun ihtiyaç duyduğu bir hizmet; ancak fayda yaratması için duruma uygun ölçek ve içerikle hayata geçmesi gerekiyor.
İşte bu noktada konuya bir de ‘koçluk’ kavramı giriyor. Bu kavram danışmanlıktan farklı ve bana göre güncel hayatımıza daha uygun bir tanımlama: Koç (danışmanın aksine) tam olarak yol göstermiyor, danışanına doğru yolu bulması için yardımcı oluyor, onunla beraber çalışıyor. Bu kavramlar üzerinde ileride daha çok konuşacağız.
‘Yöneticinin seyir defteri’ sadece iş hayatına yönelik bir blog değil. Doğru, temel konumuz çağdaş yöneticinin gündemi olacak, ancak aslında hepimiz kendi hayatlarımızın yöneticisi değil miyiz? Bir yöneticinin kurumu adına verdiği kararlar, kendi hayatlarımız adına verdiğimiz kararlardan farklı mı?
Bu satırlarda sizi ilgilendiren, üzerinde düşündüğünüz ya da düşünmek istediğiniz hayat unsurları ile ilgili görüşler ve zaman zaman da öneriler bulmanızı diliyorum.
Blogun içeriğini her hafta yazdığım ve okunması 3-4 dakikayı geçmeyen, iş dünyası başta olmak üzere gündelik hayatımızda bizi etkilediğini düşündüğüm konulara odaklanan yazılar oluşturacak. Yazıları tarih, kayıt no ve konuyla ilgili anahtar kelimeler kullanarak etiketleyecek, okumaktan hoşlanmayanlar için ayrıca birer ses dosyası olarak da kaydedeceğim.
Ben Yalçın Arsan, çok yakında görüşmek dileği ile…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir