Hasar Tesbiti

Eh, bir darbe daha geçti gitti. Daha doğrusu darbe girişimi; ne olduğunu da pek anlamadık aslında. Anladığımız kadarı biz normal insanlar için iyi bir şey olmadığıydı. Peki şimdi neredeyiz, 15 Temmuz öncesine göre ne değişti? Fazla yorum yapmadan, bu ülkede çağdaş bir hayat yaşamayı uman normal bir insan olarak oturup kısa bir hasar tesbiti ve durum değerlendirmesi yapmakta fayda var. Düşünüyorum: Okumaya devam et Hasar Tesbiti

Görememe sorunu

Önce uzağı göremiyordum, lasik ameliyatı oldum (yıl 2000). Böylece uzağı görebilir oldum. Uzun yıllar idare etti ama son zamanlarda kötüledi.
Bu yetmiyormuş gibi şimdi de yakını göremez oldum, bir süre zorladım kendimi ama iyiye gitmedi. Yakın gözlüğü aldım. Gözlüğü kullandıkça daha da kötüledi yakın görüşüm. Sonra biraz araştırayım dedim; bildiklerimin çoğunun yanlış olduğunu iddia eden bir videoya rast geldim: Okumaya devam et Görememe sorunu

Robert Pirsig'i anlamak

Bu kadar zor olmamalıydı ama oldu; Felsefi roman türünün önemli örneklerinden sayılan Pirsig’in ilk kitabını (Zen ve Motosiklet Bakım Sanatı) elime alalı yıllar oldu. Başlayıp birkaç defa bıraktım. Son başladığımda ise 1 yılı aşkın sürede bitirdim.
İkinci romanı (Lila) da benzer bir sürede bitti. Türkçe’sini de alıp tercümenin üslubunu beğenmeyince  Amazon’a dönüp epey bir süre İngilizce yeni baskı aradım ama bulamadım. Sonunda ikinci el olarak yine Amazon’dan satın aldığım Lila en az Zen kadar zor bir okumaydı.

Bu yazıyı kitapların özeti haline getirmeye çalışmayacağım; bu satırlar yetmez, ben de yeterince ehil değilim. Ama kapsam ve bağlam hakkında kısaca fikir verecek kadar da anladığımı düşünüyorum. İlk kitapta Pirsig hayata iki farklı bakış açısından bahsediyor:

Romantik: Çevresindeki her şeyi komplikeleştirmeden, olduğu gibi gören ve algılayan.

Klasik: Çevresindeki her şeyi (dış görünüşüne bakmaksızın) onu oluşturan tüm unsurları ve nasıl çalıştığını anlamaya çalışarak gören ve algılayan.

Bu iki farklı yaklaşımla ilgili derinlemesine bir analize girişen kitap bunu bir baba oğulun motosiklet üzerinde yaptığı seyahati hikayenin ana teması olarak kullanıyor. Motosiklete meraklı biri olarak beni özellikle etkileyen bu boyutu bir kenara bırakacak olsam bile Zen ve Motosiklet Bakım Sanatı (Zen and the Art of Motorcycle Maintenance) mesaj verme kaygısından uzak ama bir o kadar da mesajlarla dolu bir felsefi roman.

Okuyacak olanların keyfini kaçırmamak için daha fazla detay vermemek gerekir; ama benim hayata bakışımı şekillendiren, kendimi anlamama  yardımcı olan, hala da olmaya devam eden kitaplardan biriydi. Hala döner döner okur, hatta satın aldığım sesli kitap dosyalarını rasgele sırayla dinlerim.

İkinci kitap ise aynı adamın (her iki kitapta da Phaedrus ismiyle geçiyor) bu kez bir hayat kadınıyla bir teknede yaptığı seyahati anlatıyor. Oğluyla yaptığı seyahate benzer şekilde ama bu kez (bana göre) daha sade bir yaşam analizine daha girişiyor Pirsig. Bu kez ise farklı iki kavram öneriyor:

Statik Kalite: Hayatın kalıcılığını sağlayan boyutu / niteliği

Dinamik Kalite: Hayatın rengi, çeşitliliği ve zevki sağlayan boyutu / niteliği

Lila, Phaedrus’un biraz daha sakin ama aslında daha derin arayışının, anlamdan öteye gidip değerlere odaklanan çabasının hikayesi. Hayatı şekillendiren güçleri bilim, metafizik ve mistik açıdan bir potaya sokmaya çalışan, bence biraz da nafile bir çaba bu.

Neden bu kadar takıldım Robert Pirsig’e? Bunun yanıtı yok. Ama hayatımda açıklayamadığım anlamsız takıntılarım yok değil. Beni tökezleten, durduran, yavaşlatan alışkanlıklar bunlar. Ama aynı zamanda da vazgeçemediğim alışkanlıklar. Her iki kitapta da aşağıdan yukarı giden bir yapıda insan, topluluklar, toplumlar ve onların yarattığı her şeyin (bilim, ekonomi, politika, etik değerler, din, doğru/yanlış vs) temelinde ortak payda arıyor Pirsig. Hatta insanın yarattığı ve canlı olmayan mekanik varlıkları bile aynı kefeye koyuyor: İlk kitabın adı Zen Ve Motosiklet Bakım Sanatı buradan geliyor. Bir varlık canlı değilse bile (örneğin motosiklet) tasarlayanın ona verdiği ruhtan bahsediyor, onun da  niteliği olduğunu, bu açıdan canlı bir varlıktan pek farkı olmadığını kanıtlamaya çalışıyor.

Bu kitapları okurken öyle zorlandım ki anlamakta, hep yardımcı bir kaynak / fikir aradım. Benzer duygular paylaşanlar için yazdım bu yazıyı; zaman zaman her iki kitapla da ilgili notlar alacağım ve bazen de benim dışımda kişilerin almış olduğu notları ya da yazdıkları yorum yazılarını paylaşacağım. Kim bilir, bu yolla zaman içinde daha çok kişinin gözünden bakarak Robert Pirsig’i daha iyi anlarız belki.
Anlaması zor olduğu kadar aydınlatıcı bir yazar. Aşağıda bulduğum kaynakları sıralıyorum. Umarım Pirsig’e anlam vermeye çalışan birilerinin işine yarar:

    1. Daha çok öğrenciler için yazılmış, ve ilk kitap hakkında hem genel bilgi hem de bölüm bölüm özet veren bir döküman. Sadece bir şey okumaya vaktiniz varsa bunu okuyun: Mini-Guide.Pirsig
    2. Metaphysics of Quality: Bu bir kitap değil, bir link. Pirsig’in çokça bahsettiği iki kavramın bileşkesi gibi: Metafizik ve kalite. Şimdilik kısaca özetlemeye çalışmayacağım, zaman içinde belki…
    3. İngiliz Julian Baggini’nin Pirsig ile yaptığı röpotaj sonrası özet yazısı.
    4. Temmuz 1974’de NPR dergisinin yaptığı sesli röportaj:
    1. Oldukça yakın zamanda yapılmış olduğunu düşündüğüm bir TV röportajı, Robert Pirsig ve Motosikletler hakkında.

Devamı gelecek… Görüşmek üzere 😉

Medyanın fonksiyonu kaldı mı?..

Medya’nın (özellikle de sosyal medyanın) teorik olarak şöyle bir fonksiyonu var aslında: Hükümetin ürettiği yaklaşımları algılayıp ona olumlu/olumsuz reaksiyon göstermek + bunun hükümet üzerinde bir etki yaratması + gelen tepkilere göre yaklaşımlarında / kararlarında revizyonlar yapıp yeniden sunması + yeni ürettiği çözümlere ne tepki geliyor, ona bakması.

Okumaya devam et Medyanın fonksiyonu kaldı mı?..

Romantik ve Klasik

Robert Pirsig (Zen ve Motosiklet Bakım Sanatı kitabında) romantik ve klasik dünya bakışını şöyle ayırt ediyor:

Romantik: Çevresindeki her şeyi komplikeleştirmeden, olduğu gibi gören ve algılayan.

Klasik: Çevresindeki her şeyi (dış görünüşüne bakmaksızın) onu oluşturan tüm unsurları ve nasıl çalıştığını anlamaya çalışarak gören ve algılayan. Okumaya devam et Romantik ve Klasik

Yapmak istiyorum…

2014’de ilk defa sakin kafayla düşünmeye fırsat bulduğumda takvim Temmuz ayına dayanmıştı. Fark ettim ki günlük telaşla sürüklenmişim o güne kadar. Öyle ki bırakın iyiye doğru gitmeyi, içinde bulunduğum durumu dahi iyi muhakeme edemiyorum. Yapmak istediklerimi unutmuş ya da ertelemiş, hatta düşünmez olmuşum. Haklı nedenlerim var gerçi, ama iyi bir sebebi olması sonucu değiştirmiyor. Yapmamak için ortam o kadar uygun ki yapmak istediklerim gözden kaçmış.

Okumaya devam et Yapmak istiyorum…

Pancar Motor'da ne oldu?

Türkiye’nin en eski sanayi kuruluşuydu. İki yıl içinde yok oldu gitti. Ne olduğunu özetlemem gerekse şöyle derim: Çok şey. Ve hiç bir şey. Nasıl mı? Okuyun lütfen…


2009 yılında Yönetim Kurulu Başkanı Halil Ünal’dan “Pancar Motor’u kurtarmamız lazım…” sözünü ilk duyduğumda ilk tepkim “Pancar Motor nedir yahu?.. ” oldu. Bir sanayi motoru olduğu hakkında fikrim vardı ama ne işe yaradığı hakkında hiç yoktu. Araştırdıkça anladım ki Türk tarım sanayisinin önemli ama belli bir kesim tarafından az tanınan markalarından biriydi Pancar Motor. Herkesin adını duymuşluğu var, ama özellikle ailede tarımla uğraşan biri yoksa ne olduğunu bilen az.

Kısaca Pancar Motor: Türkiye’nin ilk büyük ölçekli sanayi girişimi. 1-4 silindir arası ve farklı amaçlara hizmet eden, ağırlıkla tarım ve marin sektörlerinin kullandığı motorların yerli üreticisi. İlk genel müdürü 1956 yılında göreve gelen genç mühendis Necmettin Erbakan.

Bendeniz ise Pancar Motor’un son genel müdürüyüm.

Tabir yerindeyse “kapıya kilidi” ben vurdum!

Okumaya devam et Pancar Motor'da ne oldu?

Termik Santrallerin Faydaları (!)

Bir süredir merak saldığım ‘sürdürülebilirlik’ konusunu araştırırken çok enteresan yazılara rastlıyorum. Aşağıdaki yazıyı “Yamanlı Köyü” web sitesinden aldım. Yazan Mevlüt Uygun O kadar güzel ironi yapmış ki, paylaşmadan edemedim. Özet olarak diyor ki: “Yapın da görün gününüzü!..”

“Büyümek istiyorsak maliyetine katlanmak zorundayız!” söylemi acaba medeniyetin kaçınılmaz çelişkisi mi?.. Öyle olmadığını düşünmek istiyorum.

Okumaya devam et Termik Santrallerin Faydaları (!)