Hayatta & ayakta kalma rehberi

Herkesin farklı bir ruh halinde olduğu ilginç bir dönemden geçiyoruz; kimi isyan, kimi biat ediyor, kimi özgürlük kimi yaşam güvencesi arıyor Türkiye’de. Farklı nedenler ve motivasyonlarla olsa da bu arayış artık ortak bir toplumsal çaba.

Herkesin kendi hayat görüşü ile yorumlayıp değişik anlamlar yüklediği bir arayış bu: Uzun yıllar sindirilmiş olduğuna inanan dini bütün bir kesim sonunda inançlarına daha uygun bir ülke, bunun nasıl bir istismar imkanı yarattığını bilen fırsatçı kesim sonunda kısa yoldan zengin olabilecekleri bir ortam, durumun Atatürk’çü modern Türkiye’nin yok olması anlamına geldiğini düşünenlerin ise isyan ederek bu duruma engel olma yollarının arayışı.

Bir de farklı yollar deneyip sonra daha mütevazi bir arayışa dönmüş olanlar var; ben onlardan biriyim. İdealler peşinde koştuğum yıllar ardından artık sadece mutlu ve sağlıklı yaşamayı umduğum çağdaş bir yaşam alanı arıyorum.

Dedim ya, çok daha büyüktü aslında aradıklarım, uzun süre sadece kendi ülkemi değil dünyayı da değiştirmek mümkün diye düşündüm. Sonunda anladım ki durum pek öyle değil; değiştirmeye çalıştığımız düzenin parçasıyız aslında. Ve değiştirme çabamız da aslında bu sürece hizmet ediyor. “Değiştirme çabası nafile, uğraşmayın boşuna” değil mesajım. Sadece fark ettim ki aslında bireysel açıdan baktığımızda ortada değiştirilebilecek bir şey yokken değiştirme çabasına girişmişiz. Bir çok dişliden oluşan bir makinenin parçalarıyız sanki; aynı düzenin farklı işlevleri olan birer parçası olduğumuzu görmeyip, değişim adını verdiğimiz çaba ile çalışarak fark yarattığımızı sanıyoruz. Aslında çaba gösterdikçe sisteme katkıda buluyoruz.

Sistemin ayakta kalabilmek için aykırı görünenlere de ihtiyacı var. Ben ise sisteme değil kendime ve sevdiklerime hizmet etmek istiyorum artık.

Çıkmaz yol: Alternatifsizlik

İçinden geçtiğimiz sürecin enerjisi, özellikle de “direndiklerini” düşünenlerin çözümsüzlükleri nedeniyle öylesine güçlü ki, kendini akışa bırakmayan bireyin sonu hemen çoğunlukla hayal kırıklığı olmaya mahkum. Zaman zaman küçük zaferler kazanmak mümkün, ama savaşın bütününü kazanmayı beklemek imkansız. Bunun (bugün için) basit bir nedeni var: Hayal ettiğimiz çağdaş hayatı bize yaşatacak farklı bir sistem alternatifimiz yok. Özlemle eskiyi anarak sarılmaya çalıştığımız günler öyle geçmişte kalmış, bugüne taşınamayan ve taşısak da ihtiyaçlarımızı karşılamaktan uzak bir olgu ki ortada koruyacak eski bir şehir efsanesinden başka bir şey yok: Atatürk’ün mirası modern Türkiye’yi geçen on yıllar içinde yiyip bitirmişiz hep beraber. Yerine bir şey koymadan, üstüne bir şey koymayı hayal bile edemeden, tuhaf bir koruma güdüsüyle tüketmişiz modern Türkiye dediğimiz yapıyı. Ve daha önemlisi bugün onun düşmanı olduğunu düşündüklerimizi (birey, topluluk ya da inanışları) yıllar boyu görmezden gelip küçümseyerek yok saymışız.

Korumaya çalışılan her olgu gibi bizimki de er ya da geç kaybedilmeye mahkum aslında. Nefes alma kabiliyetini yitirmiş birini suni yöntemlerle ne kadar yaşatabilirsiniz? Bana göre bugün yapmaya çalıştığımız şey, biz adına her ne kadar “direniş” gibi seksi kavramlar yüklemeye çalışsak da, aslında en iyimser tabiri ile hayal ettiğimiz hayati yaşatmak için yaptığımız suni bir teneffüsten başka bir şey değil.

Rehber

Ama bu yazının asıl konusu içinde bulunduğumuz durumun tespiti değil. Bu hassas ve göreceli konuda benim görüşümün aksini savunanlar olacak, her bakış açısı da bir boyutu ile tutarlı ve gerçekçi görünecektir. Aynı görüşte olsam da olmasam da bu konudaki fikrin her türlüsüne saygım var.

Diğer taraftan yaklaşmakta olduğunu düşündüğüm ve hepimizi zorlayacağını düşündüğüm yakın dönem hakkında kimi kolaylaştırıcı yöntemler önermenin, en azından üzerine düşünülmesini sağlamaya çalışmanın önemli olduğunu düşünüyorum. Bu yazıdaki amacım benzer düşünen ama çıkar yol bulmakta zorlanan bireylere seslenmek ve kendimce bugünün gerçekleriyle uyumlu bulduğum bir dizi aksiyon sıralamak. Şunları öneriyorum:

  1. Sistemsel bir çözüm beklentisinden vazgeçin: Bu karmaşada size sizden başkası kalıcı olarak yardımcı olamaz. Hükümet, muhalefet, parti, ideoloji vs — hepsi boş. Değil gibi görünüyor, kimi zaman ürettiğiniz küçük bir fark ile makul bir kazanım oldu gibi hissettiriyor ama uzun vadede sizin beklediğiniz sonucu üretmiyor. Varolan politik sistemin içindeki (muhalefet partileri dahil) hiç bir yapıyla vakit kaybetmeyin. Biri diğerinden iyi değil. Hepsi aynı çözümsüzlüğün bir parçası.
  2. Geleceği öngörmeye çalışmayın: Bu mümkün olmayan bir beklenti. Mümkün olan boyutları da sizin için büyük fark yaratabilecek konular değil. Büyük etki yaratacak olan toplumsal ya da ekonomik olayları tam olarak tahmin etmek imkansıza yakın. Seçim, referandum vb olayların sonucunu ya da ekonominin gidiş yönünü öngöremeyeceğinizi kabul edin. Bu kabulleniş sizi rahatlatacak, iniş çıkışların olduğu ortamda fiziksel, sosyal ve finansal anlamda hayatta kalmanıza yardımcı olacak. Belirsizliğe alışın, onunla barışın.
  3. Birey olarak ne aradığınız üzerine odaklanın: Hayal ettiğiniz hayatı aklınızda resmetmeye çalışın. Hedefleri görselleştirmek hem kısa hem de uzun vadede işe yarar. Eğer netleşebilirseniz kimi zaman bilinçli bir plan ile kimi zaman da farkında olmadan ona doğru adım atmaya başlarsınız.
  4. Kırılganlıklarınızı azaltın: Kırılganlıktan kasıt krizlere, şoklara karşı dayanıklı olmama hali. Örn: Kredi borcunuz çoksa ya da yüksek maliyetli bir hayatınız varsa ekonomik olarak kırılganlıklarınız var demektir. Bunları adım adım azaltmaya çalışın. Yenilerini yaratmayın. Tabir yerindeyse yaşamınızın ‘ayak izini’ küçültün: Daha küçük bir ev, daha az maliyetli bir yaşam, fiziksel açıdan daha mütevazi beklentileri olan bir hayat görüşü gibi. Benzer şekilde herhangi bir siyasi görüşü destekliyor ve onun güç kazanmasından şu ya da bu şekilde bir fayda bekliyor olmak da bir kırılganlık. Bu sistemin sizi daha iyi bir hayata taşıyabilmesi mümkün değil.
  5. Sizin gibi düşünenlerle yakın olun: Kırılganlıkları azaltmanın bir sonraki adımı size benzeyen insanlarla bir ve beraber olmanız. Topluluk kavramının yeniden keşfedilmeye en çok ihtiyacı olan zamanlardan geçtiğimiz fark edin ve buna doğru adım atın: Sevdiklerinizle daha çok görüşün, onlara yardımcı olun, size yardımcı olmalarına izin verin. Size yakın insanlarla iş ve ticaret yapın, birbirinize destek vererek büyüyün, genişleyin, benzer insan ve kurumları çevrenize katın.
  6. Kimsenin doğrusunu sorgulamayın: Doğru / yanlış o kadar kişisel bir konu ki sorgulayacak bir boyutu yok. Kimseyi bir görüşe ikna etmeye çalışmayın. Özellikle sorulmadıkça tavsiye vermeyin. Anlatılanı dinleyin ama çok gerekmedikçe kimsenin hayatına karışmayın. Yargılama olarak nitelendirilebilecek her tür söylemden uzak durun. İnsanları bölen, birbirine düşman eden tek yaklaşım onları sorgulayıp yargılamak. Herkesin doğrusu kendine.
  7. Temsiliyet yetkinizi kimseye vermeyin: Sizi bireyolarak kimsenin temsil etmesine ve sizin adınıza kararlar almasına güvenmeyin. Sivil toplum ve sosyal amaçlara dönün, burada zaman ve emek harcayın. Önemli gördüğünüz STK’lara üye olun ve onlarla beraber çalışın. Becerebiliyorsanız kooperatif ve benzeri çok ortaklı yapılar kurun ya da iyi yönetildiğinizi düşündüklerinize üye olun. Bu çok derin bir konu, sadece bu konuda başlı başına bir yazı yazılabilir ama kısa özet: Sizi ve çıkarlarınızı sizden başka kimsenin temsil edemeyeceğini anlayın.
  8. Politikacılardan ve din adamlarından uzak durun: Bunu açıklamaya çalışmayacağım, yanlış anlaşılıyor. Ama söylemeden de edemiyorum; her iki grubun da toplumsal ve bireysel açıdan hiç bir faydası yok.
  9. Büyük şehir yaşantısına kısa kaçışlarla da olsa alternatif yaratın: Çokönemli ama imkansız sandığımız bir konu. Öyle değil. Şehirde 1+1 ev alabileceğiniz fiyata köyde 5 dönüm arazi var; hem de teneşir vade ile. Alın dursun. Şimdi değilse şehirler tamamen yaşanmaz hale geldiğinde (en geç 10 sene sonra) ihtiyacınız olacak.
  10. Yavaş ve sakin yaşamaya çalışın: Kendinize iyi bakın, fiziksel sağlığınıza ve eğer sizin için önemli ise maneviyatınıza önem verin. Çok çalışmayın — sonu yok. Hiç spor yapamasanız da en azından yürüyün, bisiklete binin (elektriklileri de var artık) ya da koşun. Konu ilginizi çekiyorsa meditasyon yapın, beceremiyorsanız (benim gibi) becermeye çalışın, zamanla iyileşecektir.

Bu liste uzayabilir ama listenin makbulu kısa olanıdır. Herkesin de kendine göre bir listesi olabilir. Ben ileriye baktığımda yakın gelecekte içinde bulunduğumuz sistemin benim istediğim değişimi yaratmayacağını görüyor ama bireysel olarak atabileceğimiz adımlarla daha nitelikli bir yaşama doğru gidebileceğimizi düşünüyorum. Başkası bakıp farklı bir resim görebilir.

Önemli olan bugün başımıza kakılan ama aslında birbirinden pek de farkı olmayan ideolojilerin dışına çıkabilecek bir açıyla bakabilmek.

O zaman farklı görünüyor her şey.

Robert Pirsig'i anlamak

Bu kadar zor olmamalıydı ama oldu; Felsefi roman türünün önemli örneklerinden sayılan Pirsig’in ilk kitabını (Zen ve Motosiklet Bakım Sanatı) elime alalı yıllar oldu. Başlayıp birkaç defa bıraktım. Son başladığımda ise 1 yılı aşkın sürede bitirdim.
İkinci romanı (Lila) da benzer bir sürede bitti. Türkçe’sini de alıp tercümenin üslubunu beğenmeyince  Amazon’a dönüp epey bir süre İngilizce yeni baskı aradım ama bulamadım. Sonunda ikinci el olarak yine Amazon’dan satın aldığım Lila en az Zen kadar zor bir okumaydı.

Bu yazıyı kitapların özeti haline getirmeye çalışmayacağım; bu satırlar yetmez, ben de yeterince ehil değilim. Ama kapsam ve bağlam hakkında kısaca fikir verecek kadar da anladığımı düşünüyorum. İlk kitapta Pirsig hayata iki farklı bakış açısından bahsediyor:

Romantik: Çevresindeki her şeyi komplikeleştirmeden, olduğu gibi gören ve algılayan.

Klasik: Çevresindeki her şeyi (dış görünüşüne bakmaksızın) onu oluşturan tüm unsurları ve nasıl çalıştığını anlamaya çalışarak gören ve algılayan.

Bu iki farklı yaklaşımla ilgili derinlemesine bir analize girişen kitap bunu bir baba oğulun motosiklet üzerinde yaptığı seyahati hikayenin ana teması olarak kullanıyor. Motosiklete meraklı biri olarak beni özellikle etkileyen bu boyutu bir kenara bırakacak olsam bile Zen ve Motosiklet Bakım Sanatı (Zen and the Art of Motorcycle Maintenance) mesaj verme kaygısından uzak ama bir o kadar da mesajlarla dolu bir felsefi roman.

Okuyacak olanların keyfini kaçırmamak için daha fazla detay vermemek gerekir; ama benim hayata bakışımı şekillendiren, kendimi anlamama  yardımcı olan, hala da olmaya devam eden kitaplardan biriydi. Hala döner döner okur, hatta satın aldığım sesli kitap dosyalarını rasgele sırayla dinlerim.

İkinci kitap ise aynı adamın (her iki kitapta da Phaedrus ismiyle geçiyor) bu kez bir hayat kadınıyla bir teknede yaptığı seyahati anlatıyor. Oğluyla yaptığı seyahate benzer şekilde ama bu kez (bana göre) daha sade bir yaşam analizine daha girişiyor Pirsig. Bu kez ise farklı iki kavram öneriyor:

Statik Kalite: Hayatın kalıcılığını sağlayan boyutu / niteliği

Dinamik Kalite: Hayatın rengi, çeşitliliği ve zevki sağlayan boyutu / niteliği

Lila, Phaedrus’un biraz daha sakin ama aslında daha derin arayışının, anlamdan öteye gidip değerlere odaklanan çabasının hikayesi. Hayatı şekillendiren güçleri bilim, metafizik ve mistik açıdan bir potaya sokmaya çalışan, bence biraz da nafile bir çaba bu.

Neden bu kadar takıldım Robert Pirsig’e? Bunun yanıtı yok. Ama hayatımda açıklayamadığım anlamsız takıntılarım yok değil. Beni tökezleten, durduran, yavaşlatan alışkanlıklar bunlar. Ama aynı zamanda da vazgeçemediğim alışkanlıklar. Her iki kitapta da aşağıdan yukarı giden bir yapıda insan, topluluklar, toplumlar ve onların yarattığı her şeyin (bilim, ekonomi, politika, etik değerler, din, doğru/yanlış vs) temelinde ortak payda arıyor Pirsig. Hatta insanın yarattığı ve canlı olmayan mekanik varlıkları bile aynı kefeye koyuyor: İlk kitabın adı Zen Ve Motosiklet Bakım Sanatı buradan geliyor. Bir varlık canlı değilse bile (örneğin motosiklet) tasarlayanın ona verdiği ruhtan bahsediyor, onun da  niteliği olduğunu, bu açıdan canlı bir varlıktan pek farkı olmadığını kanıtlamaya çalışıyor.

Bu kitapları okurken öyle zorlandım ki anlamakta, hep yardımcı bir kaynak / fikir aradım. Benzer duygular paylaşanlar için yazdım bu yazıyı; zaman zaman her iki kitapla da ilgili notlar alacağım ve bazen de benim dışımda kişilerin almış olduğu notları ya da yazdıkları yorum yazılarını paylaşacağım. Kim bilir, bu yolla zaman içinde daha çok kişinin gözünden bakarak Robert Pirsig’i daha iyi anlarız belki.
Anlaması zor olduğu kadar aydınlatıcı bir yazar. Aşağıda bulduğum kaynakları sıralıyorum. Umarım Pirsig’e anlam vermeye çalışan birilerinin işine yarar:

    1. Daha çok öğrenciler için yazılmış, ve ilk kitap hakkında hem genel bilgi hem de bölüm bölüm özet veren bir döküman. Sadece bir şey okumaya vaktiniz varsa bunu okuyun: Mini-Guide.Pirsig
    2. Metaphysics of Quality: Bu bir kitap değil, bir link. Pirsig’in çokça bahsettiği iki kavramın bileşkesi gibi: Metafizik ve kalite. Şimdilik kısaca özetlemeye çalışmayacağım, zaman içinde belki…
    3. İngiliz Julian Baggini’nin Pirsig ile yaptığı röpotaj sonrası özet yazısı.
    4. Temmuz 1974’de NPR dergisinin yaptığı sesli röportaj:
    1. Oldukça yakın zamanda yapılmış olduğunu düşündüğüm bir TV röportajı, Robert Pirsig ve Motosikletler hakkında.

Devamı gelecek… Görüşmek üzere 😉

Romantik ve Klasik

Robert Pirsig (Zen ve Motosiklet Bakım Sanatı kitabında) romantik ve klasik dünya bakışını şöyle ayırt ediyor:

Romantik: Çevresindeki her şeyi komplikeleştirmeden, olduğu gibi gören ve algılayan.

Klasik: Çevresindeki her şeyi (dış görünüşüne bakmaksızın) onu oluşturan tüm unsurları ve nasıl çalıştığını anlamaya çalışarak gören ve algılayan. Okumaya devam et Romantik ve Klasik