Derin demokrasi

Derin demokrasi

Bazı kavramların aklınıza oturması, hayatınızdaki yerini bulması zaman alır ama bir kere oturunca da bir daha kalkmaz. Yerini doldurur, amacını bulur, kimi zaman kapsamı dışında kalan farklı konuların da tamamlayıcısı olur. Derin Demokrasi bir danışman olarak benim için böyle bir role sahip. Son on yıllık dönemde tanıştığım bu enteresan kavram, hayatını fikir üreterek kazanan biri olarak vazgeçemediğim araçlardan biri oldu.

Onunla hikayemiz ilginç bir seyir izledi: Önceleri Derin Demokrasi’yi verdiğim danışmanlık hizmetini üretmek için kullandım. Faydasını gördüm, ama çok da üzerine düşmedim. Zamanla deneyimim arttıkça potansiyelini yeterince anlamadığımı fark ettim. İç içe geçmiş boyutlarıyla karmaşık bir araç; onu bir yandan kullanırken diğer yandan da anlamaya çalışmanız gerekiyor. Eğer yeterince sabırlı ve kararlıysanız kapsamı ve yarattığı fayda netleşiyor. Yararlandıkça içeriğini yeniden değerlendirmeye başlayıp onu farklı şekillerde kullanmayı hayal ediyorsunuz.

Derin Demokrasi ne demek?

Öncelikle isimde geçen ‘derin’ ve ‘demokrasi’ kavramlarının kafa karıştırabilecek boyutlarını netleştirmekta yarar var: Demokrasi bir yönetim rejimi, peki bunun derini nasıl oluyor?

Şöyle oluyor: Onu bugün için yorumladığımız kısıtlı bağlamın dışına çıkarıp daha kapsamlı şekilde kullanıyoruz. Demokrasi kavramını politik tanımından çıkarıp işleyiş ve karar verme mekanizmalarımızın temel fonksiyonu haline getirince katma değeri netleşiyor. Derin tabirinden kasıt şu: Geleneksel anlamıyla “çoğunluğun kararı geçerli olur” olarak yorumlanan demokratik olma tanımını revize edip “çoğunluğun tercihini hayata geçirirken azınlıkların da görüşünü alırız” şekline getiriyoruz.

Kavramı yaratan Arnold Mindell’e göre bu derinliğe ihtiyaç olmasının nedeni, bugün uygulandığı haliyle demokrasinin “gerçekleşmeyi bekleyen bir rüya” olması. Ona göre güncel şekliyle demokrasi faydalı olabilmek için gereken derinliğe sahip değil. Bunun bir nedeni demokrasinin anlamıyla ilgili önkabullerimiz ve günlük hayatta onu kullanma pratiğine olan yabancılığımız. Örneğin açıklık ve ifade özgürlüğüyle ilgili konuşurken (farkında olarak ya da olmayarak) ortama hakim olup kimseye söz hakkı vermiyor, iletmek istediğimiz mesajla çelişir bir davranış biçimine giriyor olabiliyoruz. Benzer şekilde Mindell’e göre azınlıkların pozisyonuyla ilgili olarak “eğer azınlıksa fikrini büyük ölçüde gözardı edebiliriz” varsayımı da nadir rastlanan bir durum değil. Demokrasi bu bağlamda hayata geçtiğinde yeterince derin olmuyor.

Diğer taraftan Derin Demokrasi’yi bir defa anlayıp hayatınıza kalıcı olarak sokmaya çalışınca bambaşka bir motivasyonla hareket etmeye başlıyoruz: Dünyayaya kendi açımızı aşan bir perspektifle bakmanın faydasını fark etmeye, farklı bakış açılarıyla çelişse de kendi görüşümüzü diğerlerini reddetmeden ortaya koymanın mümkün olduğunu görüyoruz. İçinde bulunduğumuz hemen her durumun yönetilebilir birer etkileşim olduğunu fark etmeye ve bu durumları herhangi bir önyargı olmadan ‘an be an’ yaşamanı önemini öğretiyor bize Derin Demokrasi.

Burada bahsedilen “an be an” (moment to moment) tabirini ne kadar vurgulasam yeterli olmaz. Çünkü eğer derin demokrasiyi bir teknik olarak ele alacaksak bu yaklaşımı fark ettiğimiz andan itibaren geleceği öngörmeye olan ihtiyacımız azalmaya, hatta zamanla tamamen yok olmaya başlıyor. Fark ettiğimiz anı yaşayıp, onu anlamaya, yorumlamaya ve eğer gerekiyorsa iyileştirmeye (ya da akışına bırakmaya) odaklanıyoruz. Bu tarif ilk duyduğunuzda kulağa klişe geliyor olabilir ama zamanla işe yaradığını fark ediyoruz. Derin Demokrasi’ye göre farkındalık, herhangi bir süreci yönetmek açısından ilk ve en büyük adım.

Bu boyutu fark eden herkes, sürecin katılımcısı ve parçası, hatta bir anlamda uygulayıcısı olabiliyor. Mindell bu rolü üstlenmeyi tercih edenler için “participant – facilitator” yani katılımcı – uygulayıcı tabirini kullanıyor. Böylece sürecin sahibi, lideri gibi kavramlar da geleneksel tariflerin dışına taşınıyor; Derin Demokrasi kullanan bir topluluğun içinden geçtiği pratiği illa tek ve güçlü bir kişinin yönetmesi gerekmiyor. Onu içsel olarak fark eden herkes sürecin birer parçası oluyor ve onu kullanabiliyor. Yaklaşımın temeli yine Mindell’in yarattığı “süreç odaklı psikoloji” (process oriented psychology) kavramına dayanıyor ve “Worldwork” adını verdiği, daha geniş kapsamlı yöntemler zincirinin de temel unsuru. Mindell aynı kapsam altında ama yöntem olarak farklı birden fazla kavram yaratarak bunları yerine uygun kullanmayı hayal etmiş. Konuyu anlamaya çalışan biri için ilk bakışta bir miktar karmaşık görünse de zamanla taşlar yerli yerine oturuyor.

Nasıl işliyor, ne işe yarıyor?

Sık kullanan biri olarak tipik kullanım alanlarını ve işleyişi tarif etmeye çalışayım: Derin Demokrasi birey ve topluluklar için bir karar alma, değişim yönetimi ve uzlaşma sağlama yöntemi. Sıklıkla toplantı moderasyonu ve toplu karar almalarda süreç yönetimi için kullanılıyor.

Derinlik kavramı uygulama prensibiyle ilgili: Beraber uygulanan bir dizi yöntem ve yaklaşım öncelikle topluluğun içindeki tüm görüşlerin açıkça ortaya dökülmesini sağlamaya gayret ediyor; bu oldukça kritik bir adım. Sonra alınması gereken kararlar için (çoğunlukla) demokrasinin en temel aracı olan oylama yöntemi kullanılıyor. Yani katılımcılar önemli gördükleri kararları (eğer tam bir uzlaşma yoksa) oy vererek alıyorlar. Bir farkla: Çoğunluğun istediği olur yaklaşımından uzaklaşıp, çoğunluğun tercih ettiği yönde verilen kararın içine, azınlığın görüşünün de bir şekilde entegre edilmesine çalışılıyor. Yani topluluk çoğunluğun oy verdiği yönde bir tercih yapıyor ama seçimi kazanamayanlar (azınlık) hala karar sürecinin parçası; nihai kararı belirli oranda etkileyebiliyor.

Süreci anlamak için somut örnekler vermeye çalışalım. İlk olarak danışmanlık dünyasının sevdiği ama ne anlama geldiğini pek de sorgulamadan kullandığı ‘değişim yönetimi’ ile başlayabiliriz:
Böylesi bir kullanım için iyi bir örnek, bugünlerde adı çokça anılan çevik (agile) ekipler dönüşümü olabilir. Aksiyon almak ya da karar vermekte zorlanan ekiplerin daha hızlı hareket edip sonuç üretebilmeleri anlamında kullanılan bu ifadenin özellikle kurumsal yapıların gündeminde önemli bir yeri var. Bu değişimden sorumlu uygulayıcı (kişi ya da ekip) beklenen dönüşüme engel olan unsurları tespit edip ortadan kaldırmak için Derin Demokrasi araçlarını kullanıyorlar. Sürecin yürütülmesi için yapılan özel toplantılarda değişimi engelleyen sorunların önce farkına varılması, sonra üzerinde konuşulması, son olarak da çözümü için ihtiyaç duyulan adımların atılması için uygun ortamın yaratılmasına çalışıyor.

Benzer bir örnek kişisel çatışmaların yaşandığı ve bu nedenle verimli çalışamayan bir ekibin uzlaşma kültürüne yaklaşması olabilir. Derin demokrasi uygulayıcısı belirli teknikler kullanarak ekibin çatışma yaşadığı durumları keşfetme ve sorunun yaşandığı ortamı gözlemleyip analiz etme amaçlı bir süreç yürütüyor. Bu süreç bir dizi toplantı ya da benzeri yapılandırılmış buluşmalar olabileceği gibi günlük akış içinde de kurgulanabiliyor. Uygulayıcı içinde bulunduğu ortamın dinamiklerini dikkate alarak ortaya koyduğu yöntem ve yaklaşımlarla sorunun farkına varılması ve çözüm için gerekli adımların atılmasında kolaylaştırıcı olmaya çalışıyor.

Uzun lafın kısası Derin Demokrasi büyük ölçüde bir uzlaştırma yaklaşımı. Çatışmaları, birey ya da toplulukların yaşadığı gerginlikleri çözmeye, eğer o an için çözemiyorsa tıkanmaları engelleyerek süreci yapıcı bir şekilde yönetmeye yarıyor.

Yöntem

Temel yaklaşım sorunları fark etme üzerine kurulu. Bunun için de çoğunlukla uygulayıcı kişi sorunları gözlemleyebileceği, gerekli durumlarda adım adım keşfedip açıkça ifade edebileceği ortamlar yaratmaya ihtiyaç duyuyor; özel olarak yapılandırılan ve belirli tekniklerle yönetilen toplantılar ya da seanslar en sık kullanılan Derin Demokrasi yöntemleri.

Ana prensiplerden biri bu ifade etme eyleminin çözüm sürecinin ilk ve en önemli adımı olması. Yani paydaşlar tarafından net olarak fark edilip üzerine konuşulmayan bir sorunun çözülemeyeceğini söylüyor Derin Demokrasi. Bu anlamda sorun ya da çelişkiyi doğru ifade etmek için ortaya konan karşılıklı diyalog temel bir araç. Taraflar Derin Demokrasi uygulayıcısının yönlendirmeleriyle kontrollü bir diyalog kuruyor, sorun üzerinde konuşmaya başlıyorlar. Yani örneğin bir yönetici ile elemanı arasındaki sorun, taraflardan birinin verdiği bir karar ya da attığı adım (müdürün bir emir vermesi ya da elemann alttan alması) ile değil, sorunun tarifi ve üzerine konuşulması ile elde edilen farkındalık sayesinde çözülüyor. Farkındaklık karşılıklı bir anlayış, anlayış da uzlaşma getiriyor. İdeal hali ile çalıştığında ortaya çıkan sonuç, çoğunluk kararının hayata geçtiği tipik bir demokratik süreçte olduğu gibi birinin kazanıp diğer tarafın kaybettiği değil, her iki tarafın birbirini anlayıp uzlaştıkları bir noktada buluşmaları oluyor.

Bu boyutuyla düşündüğümüzde Derin Demokrasi yaklaşımının bugün kullandığımız anlamda Demokrasi tartışmalarında adı sık anılan ama nasıl hayata geçireceğimizi pek bilemediğimiz bir alternatif demokrasi yaklaşımı olma potansiyeli var: Temsiliyetçi demokrasi yerine katılımcı demokrasi. Birilerine hakkımızı temsil etme yetkisi verip kenara çekilmek yerine bu yetkiyi (sözkonusu karar her ne ise) onun bir parçası olarak kendimiz kullanıyoruz. Yani biri bizi temsil etmiyor, kendi görüşümüzü bizzat kendimiz temsil ediyoruz. Süreç üzerinde düşünüyor, farklı görüşleri dinliyor, kimiyle hemfikir kalıyor kimine katılmıyoruz. Kritik nokta şu: İfade edilen tüm görüşler kimin olduğuna bakılmaksızın bir şekilde dikkate alınıyor ve alınan kararın bir parçası olma potansiyeli taşıyor.

Beraber kullanılan birkaç yaklaşım, araç, birbirine benzeyen birçok kavramla hayat bulan, biraz da doğaçlama ilerleyen sürecin özellikle ilk karşılaşanlar için bir miktar kafa karıştırıcı olduğunu söylemek yanlış olmaz. Derin Demokrasi’yi ne zaman, ne için ve nasıl kullanacağınız ilk bakışta net değil.

Diğer taraftan öyle esnek ve çok amaçlı bir araç ki karşı karşıya kaldığınız birçok çelişki ve çatışmayı çözmek için kullanmayı öğrenmeniz sadece biraz pratik ve zaman meselesi. Kullanana güven veren, sürece dahil olan taraflara da iyi gelen bir araç.

Metayetkinlikler

Derin Demokrasi, uygulamacı açısından Arnold Mindell’in metayetkinlik adını verdiği 5 temel yetkinlik içeriyor:
– Neutrality (Tarafsızlık)
– Compassion (Şefkat)
– Light touch (Yumuşak dokunuş)
– Beginner’s mind (Önyargısızlık)
– Humour (Mizah)
– Patience (Sabır)

Uygulayıcısının sahip olması (ya da geliştirmesi) gereken bu yetkinliklerin her biri başlı başına birer konusu olabilecek nitelikte; şimdilik Derin Demokrasi’yi uygulayan kişinin karşı karşıya olduğu durumlar ya da sorunlar karşısında tarafsız ve objektif, kişi, ekip ya da konuya karşı “şefkatli” olarak tarif edilebilecek seviyede ilgili, tavır olarak olarak yumuşak, duruma karşı önyargısız, ciddiyetini kaybetmeyecek ölçüde mizah duygusu ile hareket eden, sabırlı ve kararlı bir yaklaşıma sahip olmasının önerildiğini söylemekle yetinelim. Bu yetkinliklerin tamamına mükemmel ölçüde sahip olunması beklenmese de anlamak ve onlara doğru meyil ediyor olmak önemli.

Uzun zamandır kullanan ve üzerine düşünen bir uygulayıcısı olarak, Derin Demokrasi’nin temel yetkinliklerinin birey ve ekiplere objektif şekilde karar verme, içinde bulundukları hali fark ve muhakeme etme kabiliyeti katmakta destek olduğunu gördüm. Çözüm, fikir, yöntem ve yaklaşım üretme odaklı kişisel gündemim için Derin Demokrasinin bugüne kadar kullandığım en güçlü araç olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim.

Diğer taraftan anlaması, yorumlaması ve kullanması sürecinin çetrefilli olduğunu da eklemeliyim. ‘Farkındalık’ dediğimiz, göreceli ve kimileri için araç olarak kullanmak için fazla muğlak bir kavram. Durum böyle olunca onu kullanacak kadar kendinize güvenmeniz zaman alıyor. Birden fazla boyutu ve adımı olan her yaklaşım gibi onu anlayıp sahiplenmeniz pratik gerektiriyor.

Derin Demokrasi her toplumsal sorunun çözümü mü?

Bu sorunun yanıtını vermek zor. Diğer taraftan özellikle yeterince deneyim elde ettikten sonra bireyler, ekipler, kurumlar ya da sosyal ortamlarda karşılaştığım her tür sorunlu durum için kullanmaktan çekinmeyeceğim bir araç olduğunu söylemeliyim. Her sorunu çözeceğini iddia edemem ama her sorunlu durumu en azından bir miktar iyileştireceğini öne sürebilirim. Bu durumları sık yaşayan biri olarak özellikle de kompleks sorunları olan topluluklarda bu kadar bir başarının bile ne büyük bir rahatlama getiereceğini tarif etmem zor.

Derin Demokrasi iş dünyası kadar siyaset ve diplomasi de uygulama alanı olan bir yaklaşım. Ama özellikle güç savaşı haline gelen siyaset bağlamındaki potansiyelinin hemen hiç kullanılmadığını söylemek doğru olur. Modern dünyadaki yeni siyaset ikliminde uzlaşma kavramı pek popüler değil. Bunun yerine kendi doğrularımızı karşıt gördüğümüz taraflara dayatma çabası öne çıkıyor. Biri kazanınca diğeri kaybediyor, çoğunluğu elde eden taraf azınlığın haklarını hiçe saymayı uygun görüyor. Bu bakış açısının yarattığı kısır döngüler ise zaman içinde saldırgan bir muhalefet, direniş ve ileri seviyelerde ‘terör’ diye tarif ettiğimiz reaksiyon biçimine dönüşüyor.

Hoşgörü, anlayış ve saygının kıtlaştığı yirmi birinci yüzyıl dünyasında Derin Demokrasi farkındalık, diyalog ve yapıcı çözüm yaklaşımları öneriyor. Haklı olduğuna ikna olmuş birey ve toplulukların kendi gibi düşünmeyenlere karşı öfke ile dolduğu bir ortamda değerini anlamamız oldukça zor. Ama bu zorluğu aşabilir ve onu bir araç olarak kullanmanın keyfi, konforu ve huzuru ile tanışabilirsek ondan bir daha vazgeçmemiz daha zor.

Bu yazıyı buraya kadar okumayı başaran meraklıları için Derin Demokrasi’nin Türkiye’de ehil kurumlar tarafından eğitim olarak verildiğini ve şahit olduğum eğitimlerin de kaliteli olduğunu söyleyerek bitirmek istiyorum. Mesleğiniz ne olursa olsun, bu yaklaşımlar bütününü kavramak ve uygulamak size ve çevrenize iyi gelecek.

Sevgi ve saygılarımla.

Yalçın Arsan
22.12.2021

“Derin demokrasi” üzerine bir yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.