Watchmen (Özet)

İlk olarak çizgi roman, sonra (2009’da) sinema filmi ve son olarak da (2019’da) bir TV dizisi olarak hayat bulan, karanlık atmosferli bir süper kahraman hikayesi. Benzerlerinden onu ayıran en önemli özellik süper kahramanları (çoğunun) yozlaşmış ve iyilikten çok kötülük yapan, kendileri gibi olan siyasetçilerle işbirliği içinde oldukları bir dünyada tarif ediyor olması. Süper kahraman kavramını, onu yaratanın ne olduğunu sorgulayan, insanla arasındaki ilişkiyi inceleyen bir hikaye dizisi.

Neden Watchmen? Çünkü maskeler ve onları neden taktığımız hakkında; güncel dünya ve siyaset hakkında; kapitalizm ve politika ilişkisi hakkında; insan doğası, onun güç sevgisi ve hayatı kontrol etme takıntısı hakkında; ırkçılık ve ayrımcılık hakkında; insan hakları hakkında; savaş ve bir türlü tam olarak elde edemediğimiz barış hakkında bir hikaye anlatıyor.

Watchmen, 80’li yıllarda İngiliz sihirbaz Alan Moore tarafından yazılmış bir çizgi roman. Nedir diye ilk araştırdığımda daha önce adını hiç duymadığım bu romanın kendi türü için “en popüler ve etkili çizgi romanlardan biri” olarak tarif edilmesi gülünç gelmişti; öyle ya koskoca Batman, Superman, Örümcek Adam, X-Men vs varken adı sanı duyulmamış Watchmen kim oluyordu? Olsa olsa ancak kötü bir taklit olabilirdi.

Yanılmışım. Dilim dödüğünce anlatayım (spoiler içerebilir!)


Watchmen’in üzerine kan sıçramış smiley’si

Watchmen kanlı bir gülen yüz (smiley) ile sembolize edilen ve ‘kahraman’ fikrini sorgulayan bir süper kahraman hikayesi. Anlayabildiğim kadarıyla gülen yüz işareti, iyi adamların kötü adamlarla savaştığı ve iyilerin gerçekten ölmediği çizgi romanların iyimserliğini temsil eden bir sembol. Watchmen bu sembole kan sıçratıyor.  Çizgi romanlarda olağandışı kusurlu insan karakterleri, ahlaki belirsizlik, politika, felsefe ve karanlık bir ortam, distopik bir dünya ekliyor. Popüler süper kahraman hikayelerinin son 10 yılına bakarsanız şimdi onlarda da benzer bir karanlık tema görmek mümkün. Ama Watchmen bunu herkesten önce, distopya kavramı “cool” olmadan çok önce yapmış.

Hikaye alternatif bir 80’li yıllar Amerika’sında geçiyor. Süper kahramanlar var ama aslında hiçbirinin (Dr. Manhattan hariç) gerçek bir süper gücü yok – sadece kostümlü, güçlü ve teknoloji kullananan cesur bireyler. Birazdan karakterleri tek tek anlatacağım.

“Alternatif bir Amerika” dedim çünkü Dr. Manhattan’ın yardımı ile Amerika Vietnam Savaşı’nı kazanmış ve Richard Nixon (beşinci döneminde) hâlâ başkan. Komedyen takma adlı kahraman hükümetin kirli işlerini yapıyor ve gerçek dünyada Nixon’un başkanlığını sona erdiren Watergate skandalını örtbas ettiği ima ediliyor. Yani süper kahramanlar tarihin gidişatını değiştirmiş ve kültürü de etkilemişler.

Silk Spectre 40’lı yıllarda ünlü biri (celebrity) ve aynı zamanda seks sembolü, Ozymandias kendi oyuncak figürlerini satarak zengin olmuş bir kahraman. Gerçek süper kahramanlar nedeniyle, insanlar süper kahraman çizgi romanlarına olan ilgisini kaybetmiş, bu yüzden korsanlar hakkındaki çizgi romanlar popüler olmuş. Romanda Dr. Manhattan sayesinde teknoloji daha ileri, mesela 80’lerde elektrikli arabalar ve hava gemileri var ve insanlar genetik olarak değiştirilmiş dört ayaklı tavuklar yiyor. 70’lerde süper kahramanlar yasadışı ilan edilip, bu yüzden çoğu emekli olmuş – sadece Manhattan ve Komedyenin hükümet için çalışmaya devam etmesine izin verilmiş.

Hikaye başında Komedyen gizemli bir şekilde öldürülüyor. Cinayet emekli olmayı reddeden bir kahramanlarımızdan olan Rorschach tarafından araştırılıyor; olanları onun günlüğünden okuyoruz.

Rorschach Batman gibi bir karakter: Gölgelerde gizlenir, suçluları döver vs ama kanunla işi yok. Gündüzleri Batman partilerde gezen dahi milyarder Bruce Wayne kimliğine döner, Rorschach ise silik ve yalnız bir karekter olan Walter Kovacs olur. Yani Rorschach asosyal ve şiddet meraklısı bir psikopat. Toplumun günahkar olduğunu ve merhameti hak etmediğini düşünüyor. Rorschach’ın siyah-beyaz maskesi siyah-beyaz ahlakını yansıtıyor – her şey iyi ya da kötüdür ve kötülük cezalandırılmalıdır. Asla ödün vermediğini söyler, ama aslında önyargılıdır – insanları kişisel nedenlerden dolayı cezalandırır ve Komedyenin Silk Spectre’a tecavüz etmeye çalıştığını duyduğunda umursamaz, çünkü Komedyeni vatansever ve İpek Spectre’yi “fahişe” olarak görür. Seks Rorschach için psikolojik olarak bir sorun. Çocukken annesinin fahişelik yaptığına şahit olmuş – cinsellik ona annesine olan nefretini hatırlatıyor ve bu öfkeyi suçlularla savaşarak ifade ediyor.

Rorschach’ın kendini umutsuzluktan ve travmadan kurtarabilmesinin tek yolu, acımasız olmak ve maliyeti ne olursa olsun kötülüğü cezalandırmak. Mesela, insanların parmaklarını kırarak bilgi toplar. Hasta yaşlı adamı korkutur, insanların evlerine girer. Rorschach herkese “parazit” der, ama aslında diğer insanların sayesinde yaşar. Herkese pislik der ama leş gibi kokar. Ve kötülüğü cezalandırma takıntısı, arkasında daha fazla kanlı ayak izleri bırakır.

Watchmen maskeli intikamcının psikolojisinin derinliklerine gider ve orada Batman gibi havalı bir kahraman bulamayız – Rorschach iğrenç, ikiyüzlü, üzgün, yaralı bir adam. (Ancak yine de milyonlarca insanı tehdit eden bir komplonun ortaya çıkarılmasına yardımcı oluyor)

Dr. Manhattan insanüstü olmanın ne demek olduğunu araştırıyor. Etrafındaki dünyayı atomik bir ölçekte şekillendirebiliyor, ışınlanabiliyor, geçmişi ve geleceği bir bütün olarak görebiliyor. Bir tanrı gibi, ama kötü bir sevgili. Çünkü sanırım insanüstü olmak insanlarla ilişki kurmayı zorlaştırıyor, insan ihtiyaçları veya korkuları yok, soğuk ve seks konusunda da beceriksiz.

Manhattan bütün evreni görebiliyor, bu yüzden insanlar ona karınca gibi geliyor – hayatları çok küçük ve kısa. Etrafındaki insanlar yaşlanıp ölüyor, ama o asla değişmiyor. Watchmen’de zamanı Manhattan gibi görüyoruz: Geçmiş – şimdiki zaman – gelecek bir anda görünüyor. Önceden belirlenmiş bir hikayeye sahip bir akış gibi. Manhattan özgür iradenin bir yanılsama olduğunu söylüyor – “Hepimiz kuklalarız” diyor, o da “sadece ipleri görebilen bir kukla”. Yani bir bakıma, evrendeki en güçlü varlık da güçsüz – geleceği değiştiremez, ona sebep olamaz, olan zaten oldu. (Tipik zaman yolculuğu çelişkisi – ben de bu konuyu çocukluğumdan beri düşünür bir sonuca varamam.)

Manhattan’ın insanüstü perspektifi ve insani duyguları olmaması, onu bildiğimiz anlamda bir süper kahraman olma ve dünyayı kurtarma durumundan uzak tutar. Yani, Manhattan Süpermen gibi karakterlerin anti-tezi; süper insanın aslında insanların koruyucusu olmayacağını düşündüren bir karakter.

Romanda bu kadar güçlü bir varlık için varoluşsal olarak dehşet verici bir şey oluyor: Manhattan haksız yere insanlara kanser vermekle suçlanıyor ve kız arkadaşı Laurie onu baykuş adam (Nite Owl) için terk ediyor. Manhattan da gidip Mars’a yerleşiyor. Sonunda, Laurie Manhattan’ı insan hayatının değere sahip olduğuna ikna eder. Böylece Manhattan kıyameti önlemek için Dünya’ya geri döner.

Nite Owl emekli bir kahraman. Eskiden bir baykuş gibi giyinmiş ve suçla savaşmak için teknolojik aletler kullanmıştı. Ama şimdi bunları utanç verici buluyor. Suçluları yok etmenin aslında dünyayı daha iyi hale getirmediğini, tüm kostümler ve aletlerin “çocukça” bir fantezi olduğunu fark etmiş. Şimdi Nite Owl sadece gerçek ismi Dan Dreiberg. Kırklı yaşlarında kilo almış ve mutsuz. 

Rorschach onu bir komplo konusunda uyarır, ancak Dan bu tehlikelerle yüzleşmek istemez. Kendini yalnız ve işe yaramaz hisseder. Laurie ile birlikte olmak istiyor ama iktidarsızlıktan muzdarip. Sonra nasılsa kostüme geri döner ve Rorschach’ı hapisten kurtarır. Bu aksiyonun tehlike ve eğlencesi Dan ve Laurie’nin ilişkilerinde sihir yaratır ve Dan’in iktidarsızlık sorununu çözer! Süper kahramanlar aptalca ve çocuksu, ama bu anlamda ki işe yarıyor sanki 🙂

Dan, kuşların bilimsel çalışması olan ornitoloji hakkında bir makale yazıyor. Ona göre merak ve romantizme ihtiyaç var çünkü bunlar eğlenceli ve insanları bir araya getiriyor. Dan ve Laurie böylece aşık olup kahraman kimliklerini dönüyor ve yaklaşan nükleer savaş tehdidiyle yüzleşiyorlar.

Laurie süper kahramanlar arasındaki en normal insan, belki hiçbir zaman süper kahraman olmak istemediğinden. Annesi Sally Silk Spectre. Laurie’yi de Silk Spectre 2 olmaya zorlamış. Laurie, Komedyenden nefret ediyor, çünkü bir zamanlar annesine tecavüz etmeye kalkmış. Ancak Laurie, daha sonra Sally’nin Komedyeni yine de sevdiğini ve birlikte bir çocuk yaptıklarını keşfeder – yani Watchmen’deki en kötü karakter Komedyen aslında Laurie’nin babası (Watchmen’in 2019 sonunda yayınlanan TV serisinde Laurie Komedyen’in soyadı olan Blake soyadına sahip olarak görünüyor).

2019 Yılında yayınlanan Watchmen TV Dizisi posteri

Bu durum Laurie ve süper kahramanlar için masumiyetin kaybı gibi birşey, bu da Watchmen’ın kanlı gülen yüz simgesinin temsil ettiği şey sanıyorum. Yani onlar da suçsuz değil. Laurie’nin karakteri diğer karakterler kadar derinlemesine anlatılmıyor. O ve annesi büyük ölçüde cinsellikleri ve erkeklerle ilişkileri ile tarif ediliyor.

Ozymandias, başka bir emekli kahraman olan Adrian Veidt ve “Dünyanın en zeki adamı” olarak tarif ediliyor. Veidt, Büyük İskender ve Mısır firavunları gibi olmak isteyen süper hırslı zengin ve kibirli bir adam. Dünyayı kendi hayal ettiği hale getirmeye çalışıyor. Veidt, süper kahramanların dünyayı nükleer savaştan kurtaramayacağını fark ediyor. Bunun yerine çılgın bir plan ile gizli bir adada genetik olarak dev bir psişik mürekkep balığı (squid) canavarı tasarlamış. Komedyen bu planı keşfedince Ozymandias onu öldürüyor ve Dr. Manhattan’dan kurtulmak için bir kanser hikayesi uydurup hapse atmak için onu Rorschach öldürmüş gibi yapar. Soğuk Savaş’ı sona erdirmek, insanlığı birleştirmek ve Dünya’ya barış getirmek için New York’a (üç milyon insanın ölmesi pahasına) dev bir mürekkep balığı ışınlar . Çılgın bir plan, ama her nasılsa başarılı olur: Amerika ve Rusya, kendilerini sözde uzay istilası ihtimaline karşı o kadar korkmuş durumda bulurlar ki aralarında barış anlaşması yaparlar. Rorschach, Manhattan, Dan ve Laurie ise Ozymandias’ın milyonlarca insanı öldürmesini engelleyemezler – demek ki bu amaç süper kahramanlar için bile fazla büyük. Ozymandias dünyayı insanüstü güçlerle değil, bilimi kullanarak ve üç milyon insanı feda ederek kurtarır. Hikayeden benim çıkarımım dünyayı korkunç bir maliyetle kurtarıyor olması durumunun ironikliği – yani bir kahraman mı yoksa kötü adam mı sorusunu sormamızı amaçlıyor. Zor bir tercih.

Watchmen çizgi romanı içinde bir de ismi “Kara Kitapçı’nın Hikayesi” olan bir bölüm var. Bu, şehrini kıyamet korsan gemisinden kurtarmaya çalışan bir denizcinin hikayesi, ancak masum insanları öldürüyor ve önlemeye çalıştığı kadar kötülük yapıyor. Yani bu “Asil niyetler” onu “vahşete” götürüyor – tıpkı Ozymandias’ın planı gibi.

Watchmen’in son paneli onu dünyadan ayrı olarak yalnız gösteriyor. Ara hikayedeki Denizci gibi, yaptığı kötülük yüzünden toplumdan soyutlanıyor. Ancak Ozymandias, “birisi bu korkunç ama gerekli suçun ağırlığını almak zorundaydı” diyor. Onun bu son pozu, Mesih’in çarmıha gerilmesine benziyor. İlginç bir detay: Burada arka planda Tarkovsky filmi The Sacrifice’in bir reklamını görüyoruz.

Ozymandias’ın planını kahramanca bir özveri olarak görmek mümkün – kimsenin yapamayacağı bir şeyi yaptı ve bedelini ödedi. Ya da onun bir psikopat olduğunu ve dünyada büyük güce sahip zengin ve yönetimdeki hakim kitle (sermaye sahipleri, politikacılar?) gibi kesimlerin eleştirisi olduğunu söyleyebiliriz.

Acaba Ozymandias gerçekten insanları kurtarmayı önemsiyor mu yoksa yaptıkları onun gurur ve hırsına mı hizmet ediyor? Felsefi olarak, Ozymandias’ın planı fayda sağlıyor: Tüm dünyayı kurtarmak için üç milyon insanı feda ediyor, iyilik kötülükten ağır basar.

Ancak Rorschach ahlaki gri alana inanmıyor – olayı sadece siyah ve beyaz görüyor. Bu yüzden Ozymandias’ın suçlarının gerçekliğini açığa vurmak, onu cezalandırmak istiyor – uzaylı aldatmacalarının gerçeğini ortaya çıkarmak yeni dünya barışını yok edecek olsa da bunu yapmak istiyor. Ölürken, Rorschach maskesini çıkarıyor ve sonunda insanlığını ve savunmasızlığını gösteren gerçek hali Walter Kovacs olarak ölüyor. Rorschach başından beri ölümü seven yaralı ve yalnız bir adam. Ahlaki açıdan karmaşık bir dünyada yaşayamayacağı için siyah-beyaz ayrımı yapmaya çalışıyor sürekli.

Ancak romanın bir yerinde Rorschach Ozymandias’ın komplosu hakkında notlar yazıp onları dünyaya ifşa edebilecek (veya etmeyecek?) bir gazeteciye gönderiyor.
Watchmen’in son satırı “tamamen elinizde bırakıyorum” oluyor. Çizgi romanı kapattığınızda, sonun ne anlama geldiğine siz karar veriyorsunuz. Belki Ozymandias’ın aldatmacası ortaya çıkıyor. Ya da belki Rorschach’in haklı olduğunu ve Ozymandias’ın nükleer savaş riski olsa bile cezayı hak ettiği sonucuna varıyorsunuz. Ya da Ozymandias’ın cesur yeni dünyasına, cinayet ve yalanlar üzerine inşa edilmiş olmasına rağmen inanıyorsunuz.

Belki Dr. Manhattan gibi hissediyor da olabilirsiniz. (Manhattan insanların sinir bozucu ve karmaşık olduğuna karar veriyor, bu yüzden başka bir yerde yaşam yaratmak için galaksiden ayrılmıştı). Ona göre insanların arasında ‘insanüstü’ bir varlığa yer yok.

Ya da belki Dan ve Laurie ikilisinin finali size daha yakın gelebilir. Dünyayı kurtarmazlar veya bir amaç için ölmezler ama mutlu bir son bulurlar – aşık olurlar, yeni kimlikle ve süper kahraman olmaya devam etmeyi planlayarak birlikte bir hayata başlarlar. Kahraman olmanın pek bir işe yaramadığını fark ederler. Çocukça ve tehlikeli olduğunu biliyorlar. Sadece onun eğlenceli doğasını ve romantizmini yaşamak istiyorlar.

Bana göre Watchmen süper kahraman fantezisine yönelik bir eleştiri. Gerçekliğin görebildiğimizden daha karanlık ve daha karmaşık olduğunu gösteriyor. Ama buna rağmen Dan ve Laurie’nin hikayesi fantezinin kusurlarına rağmen insanların hayatlarına neşe ve anlam getirdiğini de hatırlatıyor.

Eninde sonunda Watchmen bir Rorschach testi gibi. Herkes, hangi karakterlerin ve fikirlerin size yakın geldiğine bağlı olarak hikayenin farklı bir yoruma sahip olabilir. Yazar Alan Moore’un dediği gibi: Herşey sizin elinizde. 

Bir Cevap Yazın