Assos Behramkale'deki Evimiz

Köyde Doğal Ev Yapma Hevesi — 5

Köy evimiz bitti sayılır. Bundan sonrası detay, yapsak da olur yapmasak da. Epey geciktirdim bu yazıyı; aslında 2018 sonunda yazmaya başladım ama sonra bir türlü elim gitmedi. Neden bilmiyorum, belki hiç bitmesin istediğim, sonuçtan çok süreci sevdiğimi fark ettiğim için? Ama şu ara, artık (evin varlığı sağolsun) hayatımdaki çoğu şeye farklı bakarken ve aklıma yeni fikirler düştükçe benim için çok değerli bu sürecin kapanışını yapmak istiyorum. Bu kez amacım teknik boyutlara girmek değil, bundan önceki yazılar zaten yeterince tanımlıyor süreci. Bu yazının ana konusu sonraki adımlar: Evimizi yaptık (ben & kız arkadaşım Özge) ve bir yıldan fazla süredir içindeyiz. Peki ne hissediyoruz? Hayatımızdaki yerini nasıl tarif ederiz? Ve herşeyden önemlisi şimdi ne olacak? Köyde yaşam artık hayatımızın ana amacı mı yoksa farklı bir ihtiyaç oluştu mu kafamızda?

Öncelikle Eylül 2017’den başlayan sürecin kısa bir özeti:

2018 yaz aylarının tamamı, kışı ve 2019’un da ilk ayları dahil köydeyiz. Mayıs 2019’da kedimiz Pancar’ı da alıp Ekim sonuna kadar eve yerleştik. Ben kendi adıma artık sadece iş için İstanbul’a giden bir rutin oturtmaya çalışıyorum. Özge yaz aylarında benden daha fazla kış aylarında ise benden (kedimiz Pancar’ı uzun süre yalnız bırakamadığımız için) biraz daha az zaman geçiriyor Behramkale’de. İkimiz de mutluyuz bu düzenden: Eşimiz, dostumuz, ailemiz derken hiç boş kalmıyor evimiz.

Şunu söyleyebilirim: Buradaki zamandan elde ettiğiniz keyfin içeriği kişisel bir konu. Ben daha çok kendimle başbaşa kalabilmekten hoşlanırken, Özge’nin deneyimi dostlar gelip gittikçe zenginleşiyor. Birbirimize ayak uydurabildiğimiz için her ikimizin amacına da ulaşıyoruz, hatta şahane bir çeşitlilik oluyor; ben de evde zaman zaman birilerinin olmasından hoşlanıyor ve farklı kişilerle etkileşimde olmaktan zevk alıyorum. Ama şu önemli: Bu amaçlar birbiriyle tamamen çelişiyor olsaydı uzun vadede sorun yaşayabilirdik. Beklentilerde belirli bir uyum elde etmek ikimiz için de önemli.

İki evi nasıl ayırdık: İlk satın aldığımız evi (alt katı) onardık, üst kata farklı bir girişle yeni çatı katı yaptık.

Bu bağlamda evimizi yaparken alt kat ve üst katı ayrı mekanlar şeklinde tasarlamış olmanın avantajı büyük oldu: Misafir ağırlamak kolaylaştı. Herkesin kendi mekanı, banyosu, tuvaleti ve hatta mutfağı var. Böyle bir mekan tasarımında iç içe olmak ya da olmamak sizin tercihiniz. İsterseniz sabah akşam beraber zaman geçirin, isterseniz günün bir kısmını tamamen kendinize ayırın. İnanın bana, bu kararı verebiliyor olmak büyük bir lüks.

Komuşuluk konusu ilginç burada. Sevdiğimiz ve sürekli görüştüğümüz komşularımız var. Buraya ilk geldiğimizde kaldığımız butik otel Bohemian’ın sahipleri Halil &Hatice, Zeytin ve zeytinyağı üreticisi Ali, İstanbul’dan buraya yerleşip hayvancılıkla uğraşan Kazım abi, cam işleri yapan Serpil & Metin, Bayramiç’de yaşayıp bize ara sıra uğrayan Melih ve Kübra ve bir çok diğer dost. Diğer taraftan komşuluğun frekansı coğrafi uzaklıkla çok bağlantılı. İlginçtir, boş vakit çok az burada ve insanlar birbirlerine sık uğrayamıyorlar. Tam tersi olacağını, çok boş vakit olacağını düşünmüştüm. Şehir hayatına benzer şekilde herkesin günlük rutini yoğun. Halil otelin bakımlarını yapıyor, Ali sabahtan hayvanlara, öğleden sonra zeytinliğe gidiyor, Kazım abinin de sabah akşam yoğun bir meraya gitme pratiği var vs. Bizim de kendi ölçümüzde sürekli yapacak bir şeylerimiz oluyor.

Deniz Faktörü

Bunlar dışında bendeki en önemli gözlem: Deniz kenarına yakınlık büyük bir kalite getirdi hayatımıza. Bunun nedeni benim özellikle denizi ve yüzmeyi seviyor olmam mı yoksa genellenebilir bir avantaj mı bu bilmiyorum, ama bir dönem köy hayatını hayal ederken “olsa iyi olur ama olmasa da olur” sınıfına koyduğumuz ‘denize inme’ pratiği en rahatlatıcı deneyimimiz oldu burada. Sabahtan kalkıp varsa işlerimize bakıp, telefonlarımızı yapıp, biraz da sohbetleştikten sonra akşam üzeri denize gitmek günün en neşeli saatleri oluyor bizim için. Kendimize yakın hissettiğimiz ve kafamıza uyan bir yer (Assos Antik Liman’da Yelken Kamp) bulmuş olmamızın da bunda etkisi var elbette; günün en keyifli saatleri saat 16:00’dan sonra kendimizi Ege’nin serin sularına bıraktığımız anlar oluyor. Hele arkasından kitabımızı elimize alıp da sırtımızda şifa dolu güneşle kuruduğumuz, hatta kısa bir uykuya dalıp gidiverdiğimiz anlar yok mu? İşte günün en dinlendirici, besleyici ve mutluluk verici anları o dakikalar oluyor.

Uzun lafın kısası: Denize yakın olmak, sandığımızdan çok daha olumlu bir deneyim oldu, aklınızda olsun.

Topluluk olma konusu

Şu aralar üzerinde çok düşündüğümüz bir konu var: Bu tarafta yaşamakla ilgili atılabilecek adımlardan birinin yakın dostlardan kurulu bir topluluk oluşturmak olduğunu sık sık konuşuyoruz. Her gelen ziyaretçimizle bu konu açılıyor.

Bundan öncek yazıları okuyanlar biliyorlar: Bu noktaya kolay gelmedik. Bilinmezler, zorluklar ve ardı arkası gelmeyen, bir türlü bitmeyen aşamalarla dolu bir 2 yıldan sonra bu noktadayız. Her şey çok zor oldu diyemem, bir çok konuda (özellikle iyi insanlara denk gelme konusunda) şansımın yardım ettiğini düşünüyorum. Dolayısıyla bizim geçtiğimiz süreçlerden geçecek olanların ne kadar büyük bir sabır ve kararlılığa sahip olmaları gerekeceğini öngörebiliyorum. Köye yerleşmeyi hayal eden çok kişi olduğunun farkındayım ama bu çabayı ortaya koymaya kararlı olanların aynı ölçüde çok sayıda olmadığını görüyorum. Bu konuda çok yazılıp çizilebilir ama şunu çok rahat söyleyebilirim: Bütçeniz düşükse ve işinizin başında kendiniz duramayacaksanız böyle bu işe girişmeyin, zaten az olan kaynağınızı da israf edersiniz. Başında durabilecek zamanı ayırabiliyorsanız da bütçenizin düşüklüğü sizi ürkütmesin: Yeterince araştırısanız her bütçeye uygun çözümler bulunabiliyor, özellikle de zamanınız varsa. Bütçeniz yüksek ya da esnek ise başarı şansınız çok daha yüksek. Bu senaryo için önerim: Zaman planınızı bol marjlı yapın. Acele etmeyin.

Dönelim topluluk konusuna: Bu emeği harcamaya niyetli bireylerin biraraya gelmesindeki zorluklar var. Herkesin beklentisi, bütçesi ve herşeyden önemlisi hayatla ilgili değerleri öyle farklı ki üzerine konuşup farklı senaryolar değerlendirdirkçe bir topluluk olma amacının aslında ne kadar karmaşık olduğunu görüyoruz. Bu konuda tecrübeli dostumuz Melih Aşanlı dünyada başarılı olmuş ‘komün’ örneğinin neredeyse sıfıra yakın olduğunu anlatmıştı bize; araştırdım, doğru. Kimi zaman bireysel anlaşmazlıklardan kimi zaman bütçesel sorunlardan kimi zaman da çok farklı fiziksel nedenlerden bir şekilde başarısız oluyor bu denemeler. Ya sürdürülebilir olmuyor ya da insanlar mutlu olamayıp terk ediyor.

Köyde zaman harcayıp komşularımızla yakınlaştıkça bu konuda değişik fırsatlar çıkmaya başladı karşımıza. Sürekli kiralık ya da satılık arazi, ev çıkıyor karşımıza; ilk bakışta son derece cazip yatırımlar. Ancak detaylı bir amaç/kaynak değerlendirmesi yapınca ortaya çıkan resim biraz cesaretimizi kırdı son zamanlarda. Elimizde çok makul projeler olmasına rağmen, özellikle de bir topluluk oluşturacak şekilde büyük projelere (örn: 20 dönüm arazi bulduk, üzerine 15 ev yapalım, bize benzer insanlara makul maliyetle satalım, hatta araziye tesisler yapalım, inziva ve meditasyon merkezi kuralım gibi planlara) daha temkinli yaklaşıyoruz şu ara. Başta çok cazip görünüyor proje, ama detaylandırdıkça zorluklar ortaya çıkıyor.

Yanlış anlamayın, vazgeçmedik bu hayalden henüz. Ama daha büyük bir güç birliğine, hatta belki de farklı bir bakış açısına ihtiyacımız var böyle bir işe kalkışmak için. Üzerine düşünüyoruz…

Şu ara neyle uğraşıyoruz?

En büyük gayretimiz bahçe ve bostan (sebze bahçesi) odaklı. Çevremizi yeşillendirmek sandığımızdan daha büyük bir efor, tahminimizden daha uzun bir zaman istiyor. Ama uğraşıyoruz, bostanımızda epey bir sebze yetiştiriyor, geçen sene ektiğimiz ağaçların bakımını yapıyor, çiçeklik olarak ayırdığımız alanları burada yaşayabilecek bitkiler ekip onları yaşatmaya çalışıyoruz. Epey zor bir işmiş bu: Damlama sulama denen bir sistem kurduk, sebzeler büyüsün diye bekliyoruz.

Domates, biber, salatalık, patlıcan ve kabak etiğimiz bostanımız

Evin altında eskiden ahır olan büyükçe bir oda vardı, onu ilk aşamada depo yaptım şimdi düzenleyip basit bir atölye haline getirmeye çalışıyorum. Uzman bir marangoz olmak değil amacım ama temel işleri halledebilecek kadar bir ekipman parkı oluşturmaya, bunları verimli kullanabileceğim bir ortam yaratmaya çalışıyorum.

Ve tabi ki evdeki eksikler hiç bitmiyor: Kapı kolları, paslı balkon demirleri, bahçe kapısı, iç ve dış ışıklandırmayı istediğimiz standarda getirme derken hep meşgulüz.

Şimdi Ne Olacak?

Aklımda enerji sarfiyatını azaltacak bir güneş paneli sistemi kurma fikri var. Bu sonbahar ona başlarım diyordum ama işlerim beklemediğim kadar hızlı gidiyor, belki kışa ertelerim.

Alt katımızda ilk geldiğimiz günden beri çözemediğimiz ve tesisatı komple revize etmeye kadar varabilecek işlere yol açacak bir bir rutubet sorunumuz var, sanırım ilk olarak buna girişeceğiz. Bunun için kırma dökme yapacağımıza göre muhtemelen el atmışken alt katımızın mutfağını da baştan yaparız diye düşünüyorum: Ayhan Usta, Metin Usta, Orhan Usta: Hazırlanın, muhtemelen beraberiz yine bu sonbahar! 🙂

Ve bir de bahçeye bir ya da iki adet yetişmiş bir ağaç ekmeyi düşünüyoruz. Genç ağaçlarımızın büyümesi zaman alacak ve yaz ayları oldukça sıcak geçiyor. Daha hızlı ve daha geniş gölge lazım bize.

Uzun lafın kısası sevgili dostlar, yap yap bitmiyor! Ama başta da yazdım ya: Hem süreçten hem de evin geldiği halden mutluyuz ve sanırım önemli olan da bu.

Varsın bitmesin işler, farkediyorum ki hayat böyle daha güzel…

Evimizi satın almaya karar vediğimiz gün çektiğimiz ilk fotoğraf (Kasım 2016)
Tam iki sene sonra: Kasım 2018

Bu yazı dizisinin diğer kısımları için tıklayın: 1. Bölüm — 2. Bölüm — 3. Bölüm — 4. Bölüm

Bir Cevap Yazın